Kamusal Borç Refahı Kurumlarının Yönetimi ve Kriz Dinamikleri: Toplu Konut İdaresi ve Kredi ve Yurtlar Kurumu
AMME IDARESI DERGISI, vol.52, no.2, pp.339-370, 2026 (SSCI, Scopus)
- Publication Type: Article / Article
- Volume: 52 Issue: 2
- Publication Date: 2026
- Journal Name: AMME IDARESI DERGISI
- Journal Indexes: Business Source Ultimate (EBSCO), Scopus, Social Sciences Citation Index (SSCI), Central & Eastern European Academic Source (CEEAS)
- Page Numbers: pp.339-370
- Anadolu University Affiliated: Yes
Abstract
Türkiye’de kamusal borç refahı kurumlarının 2000’ler sonrasında yeniden yapılandırılmasının, düşük gelirli hanehalkları ile gençlerin finansal içerilmesinde oynadığı merkezi rol ve bu dönüşümün devlet-toplum ilişkisini nasıl yeniden biçimlendirdiği literatürde sınırlı ölçüde tartışılmıştır. Bu çalışma, TOKİ ve KYK örnekleri üzerinden kredi temelli sosyal politika tasarımının alacaklı devlet ile borçlu vatandaş arasında asimetrik bir ilişki kurarak, kamunun üstlenmesi gereken maliyet, sorumluluk ve riskleri hanelere nasıl aktardığını ve bu aktarımın yarattığı yapısal çelişkileri incelemektedir. Bu çerçevede TOKİ ve KYK, bütçelerinin göreli özerkliği, finansal piyasalardan kısmen muaf konumları ve geniş idari takdir alanları sayesinde, hane halklarının gelecekteki gelirlerine bağlanan uzun vadeli borç ilişkilerinin merkezi kurumsal aktörleri olarak işlev görmektedir. Çalışmanın temel bulgusu, düşük enflasyon ve görece makroekonomik istikrar koşullarında sürdürülebilir görünen bu borç refahı rejiminin 2018 sonrasında hızla kırılganlaştığıdır. Enflasyona endeksli geri ödeme mekanizmaları, kur ve fiyat şoklarının maliyetini kamusal düzeyden hane halklarına aktararak borçluları fiili risk yüklenicileri haline getirmiştir. Borç refahı rejiminin kriz koşullarında borçlu vatandaşlar tarafından nasıl deneyimlendiğini ortaya koymak amacıyla, 2022-2025 döneminde Şikayetvar platformunda yayımlanan toplam 3.082 TOKİ ve KYK şikâyeti tematik analiz yöntemiyle incelenmiştir. Analiz, borcun toplumsal yeniden üretimi destekleyen bir araç olmaktan çıkarak barınma ve eğitim gibi temel ihtiyaçları koşullu ve güvencesiz hale getiren bir yönetim tekniğine dönüştüğünü, borçlu vatandaşların gündelik deneyimleri üzerinden görünür kılmaktadır. Böylece çalışma, borç refahı rejiminin kriz koşullarında ulaştığı yapısal sınırları görünür kılmakta ve krediye dayalı sosyal politika modelinin yüksek enflasyon ve istihdamsız büyüme koşullarında yeni eşitsizlikleri ve toplumsal gerilimleri pekiştirdiğini göstermektedir