Tanzimat’tan II. Meşrutiyet’e Değişen Batıcılık Algısının İncelenmesi (1839-1908)


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Anadolu Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2026

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: Coşkun Can KARACAOVA

Danışman: Fikret Çelik

Özet:

Batılılaşma, Osmanlı İmparatorluğu’nun derin bir yapısal buhran yaşadığı dönemde, tarihsel bir doğal gelişimden ziyade Batı karşısındaki gerilemeyi telafi etme zorunluluğunun bir sonucu olarak Osmanlı düşünce dünyasına ve devlet politikalarına dahil olmuştur. Doğal bir sürecin neticesi olmaktan ziyade, “kaçırılan çağı yakalama” çabası olan bu serüven, yaklaşık 200 yıl boyunca kırılma ve ivmelere rağmen devam etmiştir. III. Selim ve II. Mahmut dönemlerinde devletin kurtuluşu için pragmatik bir hamle olarak başlayan bu modernleşme çabaları, Tanzimat Dönemi ile birlikte merkezileşen bürokrasinin kontrolünde kurumsal bir nitelik kazanmıştır. III. Selim ve II. Mahmut’un bıraktığı Batılılaşma mirası Tanzimat Dönemiyle beraber yeni bir evreye dönüşmüştür. Bir süredir imparatorlukta güçlenmekte olan bürokrasi, Tanzimat ile beraber devlet yönetimi kendi kontrolüne almıştır. Bu bağlamda, yaklaşık 40 yıl boyunca Osmanlı Batılılaşmasına yön veren Mustafa Reşit Paşa, Mehmet Emin Ali Paşa ve Keçecizade Fuat Paşa, dönemin bürokratik elitleri olarak sürecin temel aktörleri

2

olmuştur. Bu aktörler üzerinde detaylıca durulması elzemdir; bilhassa bu üç şahsiyeti anlamadan Tanzimat dönemini anlamak oldukça güçtür. Tanzimat bürokratları, yaklaşık 40 yıl boyunca, II. Abdülhamit mutlak otoriteyi tekrar tesis ettiği döneme kadar devlet mekanizmasını şekillendirmiştir. Bu dönem Babıali de ortaya çıktığı dönemdir.

Batılılaşma serüveninin ilerlemesi ve yapısal sorunların derinleşmesiyle birlikte, Batılılaşma hareketlerine yönelik bazen seküler ve bazen de muhafazakar tepkiler ortaya çıkmıştır. Türk düşünce tarihine bu dönemde girmiş olan “İslamcılık” mefkuresi de bu sebeple, özünde Batılılaşmanın bir çıktısı olarak yorumlanabilir. Batılılaşma pratiklerinin imparatorluğu kurtarmaktan ziyade, felakete sürüklediği argümanı, dönemin en çok rağbet gören söylemlerinden biri olmuştur.

Yeni Osmanlılar hareketi, bünyesinde barındırdığı ideolojik yelpazeye ve düşünsel tezatlara rağmen, imparatorluğu çöküşten kurtarma mefkuresi zemininde bir birleşme sağlamıştır. Bu bağlamda devleti kurtarma gayesi, Yeni Osmanlılar kuşağından Jön Türklere ve nihayetinde İttihat ve Terakki Cemiyetine intikal etmiştir. Dolayısıyla, Yeni Osmanlı fikriyatının doğuş dinamiklerini ve bilhassa hareketin öncü aktörü Namık Kemal’in düşünceleri üzerinde durmak, anlama çabasında bulunmak, dönemin iklimini anlamlandırmak adına elzemdir.

Osmanlı düşünce dünyasında Batılılaşma akımının, Türk düşünce evrenine getirdiği en radikal fikirlerden biri pozitivist düşünce teşkil etmiştir. Bu düşünce sistemi, geç Osmanlı aydın zümresini derinden etkilemekle yetinmemiş, izlerini Cumhuriyet modernleşmesine de aktarmıştır. Pozitivizme eşlik eden materyalist ve Darwinist ekoller, düşünsel bir süzgece tabi tutulmaksızın adeta bir bütün halinde imparatorluk aydınlarına nüfuz etmiştir. Bu düşünce transferinin taşıyıcı aktörlerinden olan Abdullah Cevdet, Beşir Fuat ve Ahmet Rıza, pozitivist kimleri ve özgün yaşamlarıyla incelenmesi gereken özneler olmuşturlar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun en uzun yüzyılı kapanırken başlayan II. Abdülhamit dönemi ise, Batıcılık ve İslamcılık akımlarının kıyasıya bir mücadeleye giriştiği kritik bir dönemdir. Genel geçer kabullerin aksine, II. Abdülhamit dönemi Osmanlı modernleşmesinin durakladığı değil, bilakis devam ettiği bir evre olup; saltanat makamının aynı zamanda İslamcılığı merkezi bir devlet ideolojisi olarak konumlandırdığı bir evre olmuştur. Radikal siyasi çalkantılar, toplumsal kutuplaşmalar, ihtilallerle geçen iki yüzyıllık düşünce tarihimize yön veren en temel akım şüphesiz Batıcılık olmuştur. Öyle ki Batıcılık, bu düşünceyi reddeden özneler dahi, Batılılaşmanın çekim alanından bağımsız hareket edememiştirler.