Eğiten Kitap, Ankara, 2025
İşitme duyumuz
çevremizdeki seslere erişebilmemizi sağlamaktadır. Kulağımızın sesleri alıp
işitme sistemi aracılığıyla beyne iletmesi, ardından beynin bu sesleri
yorumlaması sonucunda işitme gerçekleşmektedir. Kulağımız dış kulak, orta kulak
ve iç kulak olmak üzere üç temel bölümden oluşur. Bu bölümlerde ortaya çıkan
herhangi bir bozukluk sesleri duyabilmemizi güçleştirmekte ve işitme
yetersizliği ortaya çıkar. İşitme yetersizliği oluş yerine göre iletim tipi,
duyu sinirsel, karma, merkezi tip ve fonksiyonel işitme yetersizliği olarak
sınıflandırılır. Derecesine göre işitme yetersizliği hafif, orta, ileri veya
çok ileri dereceli olarak sınıflandırılabilir. Oluş zamanına göre dil edinim
öncesi, dil edinim sırası ve dil edinim sonrası şeklinde sınıflandırılır.
Yetersizliğin oluştuğu tarafa göre tek taraflı ya da iki taraflı işitme
yetersizliği şeklinde sınıflama yapılır. İşitme yetersizliği doğum öncesi, doğum
sırası ve doğum sonrasında gerçekleşen birçok nedene bağlı olarak ortaya
çıkabilir. Bu özelliklerine göre bireylerin yaşamlarını faklı ölçülerde olumsuz
etkiler. Dil edinimi öncesinde ortaya çıkan işitme yetersizliği çocukların
sözlü dil becerilerini edinmelerini güçleştirir ve genel gelişimlerini olumsuz
etkileyebilir. Olumsuz etkilerin en aza indirilebilmesi için işitme
yetersizliğinin erken dönemde tanılanması ve etkili bir müdahale
gerçekleştirilmesi gereklidir. İşitme yetersizliği çağımızda Türkiye’de ve
dünyada yenidoğan işitme tarama programları aracılığıyla erken dönemde fark
edilebilmektedir. Ardından çeşitli odyolojik testlerle tanılama süreci
gerçekleştirilmektedir. İşitme yetersizliği tanılanan bebekler çevrelerindeki
seslere erişebilmek için işitme cihazları ve/veya koklear implant
teknolojilerinden yararlanabilmektedirler. Bu teknolojileri kullanmaya
başladıktan sonra erken dönemde aile eğitimleriyle dinleme ve sözlü dil
becerileri desteklenmektedir. İşitme yetersizliği olan çocuklar okul çağına
geldiklerinde ise bireysel özelliklerine ve gereksinimlerine göre farklı eğitim
ortamlarında eğitim alabilmektedirler. Bu aşamada öğrencinin gereksinimlerinin
karşılanacağı eğitim ortamlarının belirlenmesi alan uzmanlarının ve ailenin
katılımı ile gerçekleştirilmektedir. Eğitim ortamlarına yerleştirilmelerinin
ardından öğrenciler için bireyselleştirilmiş eğitim programları
hazırlanmaktadır. İşitme yetersizliği olan öğrencilere yerleştirildikleri
eğitim ortamlarında gerekli desteklerin sağlanması, fiziksel düzenlemelerin ve
öğretimsel uyarlamaların yapılması eğitim gereksinimlerinin karşılanabilmesi
için son derece önemlidir. İşitme yetersizliği olan çocukların eğitimlerinde çeşitli
iletişim yaklaşımlarından yararlanılmaktadır. Kullanılan iletişim yaklaşımları
sözel dile dayalı yaklaşımlar, işaret diline dayalı yaklaşımlar ve karma
yaklaşımlar olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Türkiye’de işitme yetersizliği olan
öğrenciler çoğunlukla sözel dile dayalı eğitim almaktadırlar. Eğitim sürecinin
bütününde işitme yetersizliği olan öğrencilerin sözlü dil becerilerinin
geliştirilmesi, genel gelişimlerinin desteklenmesi, akademik becerilerin
kazandırılması ve bağımsız yaşama geçişlerinin sağlanması hedeflenmektedir. Bağımsız
yaşam becerilerinden biri olan istihdam ve çalışma becerilerinin kazandırılması
için işitme yetersizliği olan bireyler genel eğitim sonrasında mesleki eğitim
almaktadırlar. İşitme yetersizliği olan bireylerin eğitim süreçlerini ve
çalışma yaşamlarını desteklemeye yönelik çeşitli politikalar ve yasal
düzenlemeler bulunmaktadır.